Kamuoyu.org

Erken Çocukluk Eğitimi – Çocuk Gelişiminde Akımlar

İlknur AZİZOĞLU YAZGAN

İlknur AZİZOĞLU YAZGAN

  • İlknur AZİZOĞLU YAZGAN
  • 23 Ağustos 2017
  • Erken Çocukluk Eğitimi – Çocuk Gelişiminde Akımlar için yorumlar kapalı
  • 390 KEZ OKUNDU

Benim Milli Eğitim Bakanlığı’m; koskocaman hantal denilebilecek bir el dokuma halı gibi ilmek ilmek tüm Türkiye’nin en uç noktalarına ulaşmaya çalışıyorken, Batı’da ya da büüyük kentlerde biz anneler babalar çocuklarımız için hangi eğitim sistemiyle kendine ve dünyasına en mutlu yetişkin halini alır kaygısı güdüyoruz.

Ben, bizler 1, 2 ya da 3 çocuğumuz için bu kaygıyı güdüyorken Doğudaki 8-10 kardeşli mini mini bebecikler köyüne en yakın okuluna –dile kolay- 10 km yürüyor mu? Yürüyor.

Ben çocuklarım için alternatif eğitim sistemlerini incelerken dünyada, özellikle de Avrupa ve Amerika’daki belli başlı pedagojik yaklaşımları gördüm. Şunu sorgulamak isterdim; çocuklarım için hangi sistem. Fakat kendimi şunu sorgularken buldum. Biz, güzel ülkemin müfredatı (bu kelimeyi de sevmiyorum) bu eğitim sistemlerin neresindeyiz.

Elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı’nın da ilk olarak amacı fikri hür vicdanı hür bireyler yetiştirmektir. Buna bir şey diyemem. Ne kadar başarılı olduğunu tartışmak gerekir.

Ben konumdan fazla sapmadan kendimce araştırdığım ve karşılığını kendi ülkemde yer yer bulabildiğim 0-7 yaş için pedagojik akımlardan bahsedeyim ki yazımın asıl amacı da bu.

Montessori Eğitim Sistemi

Şu anda klasik eğitim sistemi dışında, Amerika’da en yaygın, Türkiye’de en revaçta olan eğitim felsefesi Montessori.

Ülkemizde gerçekten iyi yetişmiş öğretmenlerin olduğu bir okul bulunabilecek bir sistem. Montessoride eksikliğini görebileceğiniz farklı sistemler de mevcut.

Öncelikle kısaca Montessori yaklaşımından bahsedelim; 1900’lerin başlarında İtalya’da Maria Montessori ile başlayan bu akımın merkezinde çocuk var.

Montessori çocuğun özgüvenini yükselten, inisiyatif almasını sağlayan, konsantrasyonunu kuvvetlendiren, düzenlilik, ne istediğini bilme, bağımsızlık, başkalarına olan saygı gibi bebeklikten çocukluğa ve tetişkinliğe geçişteki pek çok gelişim adımlarını kuvvetlendiren sistemdir.

Bu sistem çocukta akademik gelişimi desteklemekle birlikte,  çocukların kendilerine özgü birey olduklarına ve kendi kapasiteleri doğrultusunda öğrendiklerine de odaklanır.

Montessori sistemi bebeklerle (0-36 Ay) büyük yaş çocuklarının (3-6 yaş) aynı sınıflarda eğitim almasına olanak sağlar. Buradaki amaç büyük yaş çocuklarının daha küçük yaş çocukları için rol model olmasıdır. Büyük yaş çocukları için de yardımlaşma, şefkat duygusu, koruma, vicdan, sahiplenme ve özgüveninin desteklenmesidir.

Montessori okullarındaki oyuncaklar da sahip olduğu nitelik açısından farklılık gösterir. Çocukların farklı duyu organları ile oyuncakları keşfetmelerini sağlayacak özgür bir ortam oluşturulur.  Bu oyuncaklar hem küçük kas gelişimini sağlarken hem de basitten zora doğru bir eğilimdedir ve somut zekadan soyut zekaya geçişi destekler.

Çocukların daha bağımsız ve liderlik becerilerinin gelişmesi, sakin ve özgür bir ortamda öğrenmenin gerçekleşmesi, bireysel farklılıklarının hem kendileri taarfından hem de aile ve eğitmen tarafından farkedilmesi için Montessori en uygun sistemlerden biridir.

Rudolf Steiner’in Waldorf Eğitim Sistemi

Avusturyalı bir filozof olan Rudolf Steiner’in 1. Dunya Savaşı Almanya’sında bir fabrika işçilerinin çocukları için başlattığı, sanata dayalı eğitim felsefesi. Montessori’den sonra en yaygın olmakla beraber, mevcut okul sayısı Montessori ile karşılaştırılamayacak kadar az. Montessoriden farklı olarak insan yaşamını 7’şer yıllık döngülere ayırır. Montessori’de en fazla eksikliği görülebilecek, Waldorf’un çokça sunduğu imkan, eğitimin sanat ile içiçe girmiş olmasıdır.

Saydığım ve sayacağım tüm akımlardan farklı olarak sadece Waldorf eğitimi okuma yazma gibi akademik süreci yaş itibariyle öteleyip yoğun bir biçimde sanata yönlendiriyor. Bu şu anlama geliyor; kaliteli boylarla canlı renklerle resimler yapamayı, tahta oymacılığı, örgüler, müzik çalışması, opera dinletileri gibi çocukları ilk 7 yıl sanatla iç içe yetiştirmeyi öngörüyor. Doğada oyun, bahçede çiçek sebze yetiştiriciliği, müzikte en az bir enstrümanın hakimiyeti, kumaşlardan bebek, hayvan figürleri yapma gibi pek çok beceri bu akımda çocuğa verilmekte.

Okul çocukları da Waldorf ile derslerini ayrı ayrı değil bütünlük içinde işliyor. Sayıları kümeleri öğrenmesi gereken çocuk bunu bahçede kendi yetiştirdiği sebzeler üzerinden anlatabiliyor örneğin..

Rudolf Steiner tarafından geliştirilen bu yaklaşımın temel amacı, çocuğun tüm gelişim alanlarına odaklanarak eğitim alması. Eğitimin ilk yıllarında oyun ile öğrenme amaçlanmakta..

Rüya gibi değil mi?

Bu felsefe Montessori ile zıt felsefeler olarak lanse edilse de bence temelde benzerlikler gösterir.  Daha ileri sınıflarda Waldorf’un en sevdiğim yönü dersleri ayrı ayrı değil bir bütünlük içinde işlemesi. Sanat, tarih, dil, matematik içiçe. Ayrıca öğretimde masallar, hikayeler ve mitoloji çok büyük bir yer tutuyor.

Özetle Montessori felsefesi nasıl ünlü işadamları ve bilimadamları çıkarmakla övünüyorsa, Waldorf felsefesi de ünlü sanatçı çıkarmakla övünür.

Unutmadan belirtelim; pek çok  Waldorf okulunda, veya Waldorf’u takip eden ailelerde televizyon, bilgisayar, video ve elektronik aletler hayattan tamamen çıkmıştır.

Waldrof eğitim sisteminde okuma-yazma çalışmaları 1. Sınıfta başlar. Rudolf Steiner’in şu sözü Waldorf Yaklaşımı’nı oldukça belirgin bir şekilde özetlemektedir:

“Çocukları saygıyla kabul edin, sevgiyle eğitin, geleceğe özgürce yollayın.”

Reggio Okulları ve Reggio Emilia Felsefesi

İtalya’da, 1940’larda, Reggio Emilia adı verilen bir kasabada anne-babaların çocukları için bir okul kurma isteğiyle ortaya çıkan bir yaklaşımdır. Yani Reggio Emilia, Montessori gibi İtalya kökenli bir felsefe. Reggio Emilia’da çocuk için hazırlanmış ortam ön planda. Hatta 3. öğretmen diye adlandırılıyor. Montessori gibi öğrencinin ilgisine ve hızına ayarlanan bir müfredat söz konusudur. Öğretmen daha aktiftir ve devamlı çocuğu gözlemler, çocuğun gelişimini not eder. Çocuğun bakış açısı öğrenmenin nasıl yapılacağını belirler. Öğretmenin ana amacı çocuğun ilgisini uyandırmak, onu merak ederek öğrenmeye teşvik etmektir. Reggio’da Emilia’da da Waldorf gibi sanat, masallar, hikâyeler, mitoloji ve drama eğitimin bir parçasıdır.

Reggio Emilia yaklaşımında, çocuklara somut yaşantılar sunulur, bu sayede yeni deneyimler kazanmalarına yardımcı olunur. Çocuklar araştıran, üreten ve hipotezlerini test eden kişilerdir. Kendilerini ifade ederken çok farklı sembolik araçlardan yararlanabilirler. Örneğim, resim, heykel, müzik, gölge oyunları, dramatik oyun gibi. Reggio Emilia yaklaşımında buna “Çocuğun Yüz Dili” adı verilir. Çocukların düşüncelerini ve duygularını herkes tarafından görünür kılmak adına kullandıkları birçok sayıda dile sahip olduklarına inanılır. Bu diller aracılığıyla çocukların sembolik düşünmesi, yaratıcılığı ve iletişim becerileri gelişir.

Reggio Emilia okullarında proje bazlı öğrenme esastır. Çocuklara kazandırılmak istenen bilgi didaktik bir şekilde verilmez; onun yerine çocuğun bilgiyi projeler aracılığıyla edinmesi hedeflenir. Bu sayede çocuklar yaşarken öğrenme imkanı bulurlar. Projelerde konu seçimi çocukların ilgi ve deneyimleri dikkate alınarak yapılır. Proje içeriği çocuklar tarafından belirlenir. Projeler büyük gruplardan çok küçük gruplarla uygulanır. Projeler matematik, fen, yazı, müzik ve sosyal çalışmaları içerir. Proje çalışmalarının dokümanları, fotoğrafları ve çocukların çalışmaları okulun duvarlarında sergilenir.

Proje yaklaşımı, çocukların belli konuları derinlemesine öğrenmelerine olanak sağlayan, kendi ilgi duydukları ve öğrenmeye meraklı oldukları bir konu üzerinde kendi çevrelerini ve deneyimlerini kullanarak bilgi sahibi oldukları bir çalışma yöntemidir.

Bu yöntemle, çocukların kendi yapabileceklerine güvenleri artar; küçük yaşlardan itibaren bilgiyi aramanın, bulmanın ve sürekli öğrenebilmenin zevkine varıp, bir konu üzerinde derinlemesine bilgi sahibi olmayı deneyimlerler.

Çocukların araştırmaya teşvik edilmesi ve öğretmenlerin de çocukları araştırmaya yönlendirmesi üzerine geliştirilmiştir.

Proje merkezli olarak bilinen Reggio Emilia okulları, birçok okul öncesi programı içinde barındırır. Projeler çocukların ilgilerine göre seçilir ve müfredat oluşturulur. Örneğin, bahçede bulduğu bir çiçeğin nasıl büyüdüğünü soran bir öğrencisine, öğretmen direk cevap vermek yerine çocuklarla cevabı bulmak üzerine çalışır. Çocuklarla bir bahçe oluştururlar ve bitkileri araştırırlar. Öğretmenin rolü çerçeveyi belirlemek ve içinde çocukların araştırmasını ve özgürleşmesini sağlamaktır. Aynı anda çocuklarla ilgili yorumların ve gözlemlerin kaydedilmesi ve saklanması önemlidir.

Bu yaklaşıma göre çocuklar hayatın anlamıyla ilgili cevaplar arar. Onlara cevabı vermek için acele etmemek, onun yerine cevabı kendilerinin bulması için teşvik etmek gereklidir. Bebeklik ve erken çocukluk eğitiminde yapılması gereken, çocuklara gelişimlerini destekleyici ve ilerlemelerini teşvik edici bir ortam yaratabilmek ve kendi fikirlerini gelişme fırsatı tanımaktır. Çocukların sayısız yaratıcı, entellektüel ve iletişimsel potensiyelleri vardır ve her birine saygı gösterilmelidir. Çocuklar teoriler geliştiren, bilgi üreten, gözlem yapan, aktif deneyimler edinen, sosyal, duygusal ve zihinsel yönden farklı kaynaklara sahip olan kişilerdir.

Sınıflar aydınlıktır, sadedir, ortam mümkün olduğu kadar geniş salonlardan seçilir. Sınıfta fazla mobilya bulunmamalıdır; onun yerine çocukların çalışmaları, resimleri, gerçekleştirilen projelerin fotoğrafları, ürünleri, çocukların aileleri ile birlikte oldukları fotoğraflar gibi çeşitli görsel materyaller okulun her yerinde sergilenir. Eğitim ortamı çocuklar, öğretmen ve ailelerin arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye yarayan bir araç olarak kullanılır.

Reggio Emilia’da çocuğunuzun iyi bir vatandaş olması, sorunları ve anlaşmazlıkları çözme becerisini edinmesini sağlamak esastır.

Howard Gardner’in  Çoklu Zeka Teorisi

Çoklu Zeka Teorisi, Howard Gardner isimli psikolog tarafından geliştirilmiş, her insanın beyninin farklı şekilde çalıştığını algıladığını savunan bir sistem. Bu teoriye göre şu andaki klasik eğitim sistemi bunu tamamen gözardı edip herkesin aynı algı ve öğrenim kapasitesine sahip olduğu varsayımıyla  yaklaştığı için tamamiyle yanlış olduğu kanaatindedir. Buna göre; klasik sistemde başarısız olan çocuğun başarısızlığı zeka eksikliğinden değil, sistemin onun baskın zeka tiplerine uymamasından kaynaklandığı düşünülür. Çoklu zekâ teorisi Türkiye’de bilinen bir teoridir. Ülkemizde çoklu zeka teorisiyle ilgili pek çok kaynak ve basılı eser mevcuttur.

Şöyle ifade edelim; çoklu zeka teorisine göre “Sözel, Matematiksel, Görsel, Müziksel, Bedensel, Kişilerarası, İçsel, Doğasal, Varoluşsal Zeka” tipleri mevcuttur. Her çocuğun eğilim içinde olduğu zeka tipleri ve çekinik olduğu zeka tipleri farklıdır. Baskın olduğu zeka tipleri verimli şekilde kullanılıp, çekinik olan zeka tipleri de geliştirilirse yüksek başarı sağlanabilir. Ya da tersine baskın olan zeka tipleri farkedilmez başıboş bırakılır, çekinik olan zeka tiplerinden eğitilmeden verim alınmaya çalışılırsa insan başarısızlığa mahkum edilebilir.

PYP (Primary Years Program)

3-12 yaş arası çocuklar için planlanmış bir programdır. Çocukları çevreleyen sosyal ve fiziksel dünyayı aktif olarak öğrenmeleri amaçlanmıştır. Bilginin tek başına yeterli olmadığı; kavram, beceri ve tutumların da geliştirilmesini öngörmektedir.

Uluslararası zihniyete sahip bireyler yetiştirmeye yönelik disiplinler üstü bir öğretim programıdır.

Okul Öncesi Eğitimde High Scope Yaklaşımı

Erken çocukluk eğitiminde uygulanan, çocukların yaratıcılığını geliştiren farklı yaklaşımlardan biri olan “High/Scope Yaklaşımı”nın dayandığı temel ilke “etkin öğrenme”dir. Diğer dört temel ilke ise; olumlu yetişkin-çocuk etkileşimi, öğrenme çevresi, tutarlı bir günlük program ve değerlendirmedir.

Çocuk, müfredat ve programın merkezindedir ve çocuğun aktif öğrenmesi amaçlanmıştır. Çocukların kendi kendilerine planlayıp öğrendikleri bir programdır.

Tüm duyuların aktif olduğu öğrenme ortamı oluşturulur ve etkin öğrenme amaçlanır.

Bank Street Yaklaşımının İlkeleri (Gelişimsel Etkileşim Yaklaşımı)

Erken çocukluk dönemi eğitim programlarından birisi olan Bank Street Yaklaşımı, Lucy Spraque Mitchell tarafından geliştirilmiş ve eğitimin deneysel doğası üzerinde durarak, planlanmış bir müfredat yerine, çocuklarla sürekli çalışarak ve yeni fikirler deneyerek, eğitim verilmesini amaçlamıştır. Oyun merkezli öğrenme ile benzerlikler gösterir.

Bank Street okullarının misyonu; çocukların ve öğretmenlerin eğitimlerini geliştirmek ve bunu yaparken öğrenme ve büyüme hakkındaki uygulanabilir bilgileri içeren eğitim sürecini uygulamak, öğrenme ve öğretme ile dış dünya arasında anlamlı bir bağ kurmaktır. Toplum içindeki aileyi, okulu, yetişkin ve çocukları bir bütün içinde ele alarak etkileşimde bulunmak, daha iyi bir toplum inşa etmek hedeflenmektedir

Çocuklar, aktif öğrenir, araştırır, gözlemler ve farklı müfredatları denerler.

Eğitimde materyal ve oyuncakların önemine ve öğretmenin süreci kolaylaştırıcı olmasını vurgular.

1916 yılında eğitimci Lucy Sprague Mitchell öncülüğünde oluşturulmuştur. Mitchell, okulda öğrenilen bilgilerin anlamlı bir şekilde çocukların hayatıyla ilişki olması gerektiğini savunmuştur. Demokratik bir toplumun gelişimi için de eğitim gereklidir.

Bu yaklaşıma göre çocuğun eğitim süreci; çocuğun çevresindeki materyallerden en iyi derecede faydalanmasını, onlarla sürekli iletişim halinde olmasını ve fikirlerini sürekli çevresindeki insanlarla paylaşmasını içerir.

Bank Street yaklaşımı çocuk odaklı bir eğitim sistemidir. Bu sisteme göre çocuklar aktif olarak deneyimler kazanan, öğrenen, anlatan ve uygulayan bireylerdir. Seçim yapma, aktif olarak araştırma, deneyerek ve keşfederek öğrenme bu programın yapı taşlarıdır. Program grubun beceri ve bilgilerine göre şekillenebilir ve stabil olması gerekmez. Bu eğitim çocuğun sosyal yargısını yükseltmek, yaratıcılığını artırmak ve demokratik sürece katılımını sağlamak hususlarında oldukça etkilidir.

Bank Street yaklaşımına göre öğretmen tüm gelişim alanları hakkında derin bir bilgiye sahiptir. Bu bilgileri doğrultusunda sınıfı düzenler ve her çocuğun öğrenme şeklinin birbirinden farklı olduğunu dikkate alarak gerekli düzenlemeleri yapar.

Bu felsefeye göre erken çocukluk eğitimi dil ve yazma, matematik, dramatik oyun, sanat müzik hareket, bilim ve sosyal bilimler olarak ayrılmıştır. Alan gezileri ve projeler eğitimin vazgeçilmez parçalarıdır. Çocuklar dış dünyayı ancak gözlemleyerek, keşfederek ve deneyerek öğrenebilirler.         Bu alan gezmeleri ve doğayla iç içe olan çocuklar; kendi yeteneklerini tam kapasite kullanma fırsatı elde eder.

Bu alan gezmelerinde çocuklar çevreden buldukları farklı malzemeleri okula getirirler ve okulda bunları farklı yollarla anlatmaya çalışırlar. Eğitim çocuk odaklıdır ve projeler çocukların ihtiyaç duyduğu konular üstüne yapılır.

Çocuklar birçok şeyi deney yoluyla öğrenir. Okulun içinde çocukların deney yapmaları için oluşturulmuş laboratuvar tarzı odalar vardır.

Bank Street yaklaşımında sınıf çocukların aktif öğrenmesi, birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olması için hem onların yaşına uygun hemde sosyal zekalarını ve yaratıcılıklarını destekleyen bir yerdir.

5,6,7,8 yaşındaki çocuklar için sınıf iyi organize edilmiş, çocukların duyu ve motor gelişimlerini maksimum düzeyde kullanacakları yerdir. Bu yaklaşımın en büyük özelliği çocukların sınıflarda su, kil, toprak, boya gibi yaratabilecekleri şeyler ortaya çıkarabilecekleri materyallerin bulunmasıdır.

Bu okullarda metaryal olabildiğince çok olur, çünkü çocuk ne kadar fazla dışardan uyaran alırsa o oranda merakı artar ve öğrendiği şeyleri sembolleştirmesi o derece kolay olur. Sınıflar çok renklidir. Sınıfta anlaşılabilir kurallarla ve iyi tanımlanmış çevreyle çocukların kendilerini organize etmesi sağlanır.

Bunun yanı sıra; hayvan besleme, günlük ev işi, yemek pişirme, tamir etme ve kütüphaneyi kullanma gibi sosyal uyum için sağlanabilecek bölümler sınıfta mevcuttur.

Gelir, sağlık durumunun en önemli belirleyicilerinden birisidir. Dünya Bankası raporlarına göre, dünya nüfusunun beşte biri uluslararası yoksulluk sınırlarının altında yaşıyor.

Toplumda yoksulluktan etkilenen en duyarlı grup ise, çocuklar. Türkiye’de de giderek artan gelir eşitsizliği sonucu, yoksulların sayısı giderek artıyor. Gerekli yasal düzenlemelerle, yoksulluğun çocuklar üzerindeki kalıcı etkilerini ortadan kaldırmak, mümkün.

Bazı yazarlar, çocukların geliri olmadığı için “yoksul” sayılamayacağını belirtseler de “çocuk yoksulluğu” (child poverty), günümüzün en can yakıcı sorunlarından birisidir.

Erken çocukluk dönemi, eğitimin çocukların gelişimini en etkin şekilde etkilediği aşamadır. Bu nedenle, Avrupa Birliği tüm küçük çocukların kaliteli eğitim ve bakıma erişip bunlardan faydalanmasını arzulamaktadır. Avrupa’daki erken çocukluk eğitimi ve bakımına ait güvenilir bilgi Avrupa ülkelerinin ne tür zorluklarla karşılaştığını, birbirimizden neler öğrenebileceğimizi ve toplumdaki genç ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere ne tür yeni çözümler bulacağımızı anlamak için önemlidir.

Ülke olarak denenmiş ve olumlu sonuçları izlenmiş uygulamaları ne kadar çok değerlendirirsek, o kadar çok çocuklar, aileleri ve toplumlarımızın yararına kaliteli erken çocukluk eğitimi verebileceğimizi düşünüyorum.

İlknur Azizoğlu Yazgan

Kaynaklarım:

  1. http://bankstreet.edu/family-center/
  2. http://www.teachingstrategies.com/page/ccs_overview.cfm
  3. http://www.highscope.org/
  4. Berk, E. L. (1994). Child Development (3rd Ed.). Boston: Allyn and Bacon.
  5. Avrupa Komisyonu/EACEA/Eurydice/Eurostat, 2014. Avrupa’da Erken Çocukluk Eğitimve Bakımı. 2014 Baskısı. Eurydice ve Eurostat Raporu. Lüksemburg: Publications Office of the European Union.
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ