Hak Ve Batıl Mücadelesi 2

0
Fatih Yokuş

Kardeş kanını oluk oluk aktığı bir coğrafya.
Batıl güçlerle işbirliği yapmanın meşrulaştığı bir ortam.
Faiz, zina, içkinin yasal olduğu halkı Müslüman olan devletler.
Cuma ve vakit namazlarının bir kısmının bazı kimseler için izne bağlı olduğu sistemler ve bunları içine sindirmiş ve kabullenmiş Müslüman kitleler.
Ümitsiz miyiz? hayır. Bedi-üzzaman:
“Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşaAllah.” (Hutbe-i Şamiye)
Şeytanın desiseleri ve insan oğluna olan kini kıyamet kopana kadar devam edecek ve başarılı olmak için her yolu denemiş/deneyecektir.
Müzisyenin, mankenin, tiyatrocunun, oyuncunun, futbolcunun… daha nicelerinin sanal alemde milyonlarca takipçisi, model kabul edildiği bir durum.
Namaz vakitlarinde bir safı ( bir çoğunda dolmuyor) dolmayan camiler.
Dini anlatım ve paylaşımın sanal alemde kabul görmediği ve model alınmadığı gerçekler.
Ustad bediü-üzzaman:
“Bu asırda ikinci dehşetli hal: Eski zamanda küfr-ü mutlak ve fenden gelen dalaletler ve küfr-ü inadiden gelen temerrüd, bu zamana nisbeten pek azdı. Onun için eski İslam muhakiklerinin dersleri, hüccetleri o zamanlarda tam kafi olurdu. Küfr-ü meşkuku çabuk izale ederlerdi. Allah’a imanın umumi olduğundan, Allah’ı tanıttırmak la ve Cehennem azabını ihtar etmekten çokları sefahetlerden, dalaletlerden vaz geçebilirlerdi. Şimdi ise; eski zamanda bir memlekette bir kafir-i mutlak yerine, şimdi bir kasabada yüz tane bulunabilir. Eskiden, fen ve ilim ile dalalete girip inad ve temerrüd ile hakaik-i imana karşı çıkma nisbeten yüz derece ziyade olmuş. “(hutbe-i şamiye)
Maddi alanda batılın ezici üstünlük sağladığı günümüzde, ülkeler işgal edilmiş, mal ve namus payımal olmuştur. (Irak, Suriye, Afganistan…).
Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerde, fen ve ilim ile delalete giren inatçı ve inkarcı taifesi de, gençler üzerindeki hakimiyetini genişletmiş, oluşturduğu mahalle baskısıyla nice ehli imanın çocuklarını dine karşı; lakaid, dalga geçer ve ya düşman hale getirmiştir.
Ustad bediü-üzamman:
“İşte cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki; bu zamanın tam yarısına bir tiryak olarak Kur’an-ı Mü’ciz-ül Beyan’nın bir mu’cize-i maneviyesi ve lemaatı bulunan Risale-i Nur pek çok müvezenelerle, en dehşetli muannid mütemeridleri, Kur’an’ın elmas kılıncı ile kırıyor. Ve kainat zerreleri adedince vahdaniyet-i İlahiye ve imanın hakikatlarına hüccetleri, delilleri gösteriyor ki; yirmi beş seneden beri en şiddetli hücumlara karşı mağlup olmayıp galebe etmiştir.” (Hutbe-i Şamiye)
Kur’an ve hadisin rehberliğinde, doğru ve akıllı bir strateji uygulanırsa, nev-i beşer, huzur ve saadeti dareyni bulur.
Tahribat kolay ve zahmetsizdir. Şeytanın manevra kabiliyeti yüksek nefis ve şehvet en çok kullandığı alanlardır.
Her kişiye özel bir şeytan, kalbe habis vesveseler koyma konusunda çok beceriklidir. Hele İnsi olanı ise en tehlikeli olanıdır.
Hicr Suresi 36- 40:
36- İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.
37,38- Allah da, “O halde, sen vaktı (yalnız benim tarafından) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin” dedi.
39, 40- İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım.” (Diy. Mealı)
Kaderin bir tecellisi olan hak ile batıl mücadelesinde safımızı belli etmek çok önemli ancak ihlaslı olmak daha çok önemlidir.
Bedi-üzzzaman:
“Biliniz ki: Bizim muradımız medeniyetin mehasini ve beşerin menfaati bulunan iyiliklerdir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, teklid edip malımızı harap ettiler. Ve dini rüşvet verip, dünyayı da kazanamadılar. (Hütbe-i şamiye)
Mücadele yanlışlarla, haksızlıklarla, insan onur ve haysiyetini aşağılayanlarla olamalıdır.
Kişilerle değil yanlışların kendisiyle.
Diklenerek değil dik durmakla.
Batıl kimden olursa olsun ona karşı, hak kimden yana ise onunla bir olarak hakkın safında yer almakta olmalı.
Uasat Beddi-üzzaman:
“Bir tek gayem var: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslam memleketi olan bu vatanda Bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, alem-i İslamın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşaAllah Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün faaliyetim budur. Beni bu gayem de alı koyanlar da, korkarım ki Bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı mücahede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir…”(Şualar 497-498)
Dünyaya imtihan için geldiğimizi ehli iman olan herkes bilir. Bu imtihanda en kazançlı ve karlı bir biçimde kazanmamın yolu da, Allah’ın rızasına uyun yaşamakla mümkün olduğu da bir gerçektir.
Vadiler dolusu develeri Allah yolunda harcamak bir insanın imanının kurtarılmasına vesile olmak kadar değerli olmadığıdır.
Tüm peygamberlerin ve onların hakiki varislerinin yegane gayesinin insanların imanını kurtarma ve dinsizliğe karşı mücadele etme olduğu düşünüldüğünde Ustadın ehli küfürle mücadelesi daha iyi anlaşılır.
Bizlerde madem ki ölüme namzet tiz , zamanı geldiğinde ölecek, malımızı, makamımızı, şanımızı… ve daha nice maddiyatı mızı bırakıp amelimizle baş başa kalacağız.
Öyleyse amellerin en makbulu olan rıza-i ilhiye uygun yaşamayı kendimize düstur etmeliyiz.
İnşaAllah yazımız devam edecek.
DUA VE SELAMLARLA