Hak Ve Batıl Mücadelesi

0
Hak ve Batıl Bir

Hz. Adem le başlayan hak ve batıl mücadelesi, zaman, mekan, mücadele biçimi ve metodu farklı olsa da kıyamete kadar devam edecektir.

Bir yandan Şeytan ve onun avaneleri ki İnsi ve cini şeytanlar yardımıyla, batıla destek ve hakka karşı duruşu.

Öbür taraftan Vahi ile donatılan Peygamberler ve onun yolunda yürüyen alimler ile hakkı müdafa eden ehli İman olanlar.

Saflar ikidir, hak ya da batıl. Üçüncü yol ise münafıklık sınıfına girer ki cehennem ehlinin en dibinde olanlardır.

“Neme lazım”, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”, “namazımı kılar, orucumu tutar, zekatımı verir… dini vecibelerimi yapar kendi işime bakarım deyip” deyip batılla, münkerle mücadele, hakkın hakimiyeti veya dini Mübin olan İslamı tebliğ etmemek ise büyük bir noksanlıktır.

İslamiyet ne kadar hakimiyet alanını genişletmişse batıl da mukavemet metodunu ona göre geliştirmiştir.

Karşılıklı mücadele ve taktik geliştirme ile maddi alanda başarılar el değiştirirken, manevi alanda kazanan hep hak tarafı olmuştur.

Zaman zaman Şeytan, Müslümanları; siyası, mezhepsel ve ırkçılık ile aralarına tefrika koymuş, oluşan bu bölünmüşlükten, onun aveneleri olan Batıl da haçlı saldırıları ile İslamın önünü kesmek, vad edilmiş toprakları tekrar almak için seferler düzenlemiştir. Kısmı başarılar elde etmişlerse de netice itibari ile zafer hep İslamın olmuştur.

Haçlı seferleri ile başarıya ulaşamayan batıl taktik değiştirmiş, cephe savaşı yerine, kendi düşüncelerine uygun insanları kullanma metodunu daha uygun bulmuşlardır.

Osmanlı imparatorluğunun yıkılması sonrası, batıl veya ehli küfür, özellikle gençler üzerinde etkili olabilmek için onları iman hakikatlarından uzak tutma çabası içine girmişlerdir.

Eğitimin bütün kademelerinde hakaiki imaniyeyi öğrenme ve yaşama yerine, karma eğitimle şehvi duyguları tahrik etme, Darwin ile imanı hakikatlardan uzak tutma, müzik, futbol, eğlence… ile onların hissiyatını kullanma yoluna gitmişlerdir.

Rivayet edilir ki o dönemde gemilerle genç kızlar İstanbul’la getirilerek eğlence düzenlenerek Müslüman gençleri yolda çıkarma gayreti içine girmişlerdir.

Yeşil çam filmlerini izlediğimizde o dönemin İstanbul’lunun eğlence merkezi olduğu ve bu tezi doğrular niteliktedir.

Bediüzzaman:

“Nev’i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, hevesatları galeyanda, hissiyata mağlup, cür’etkar, akıllarını her vakit başına almayan o gençler, ahirete imanını kayıp etseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse; hayat-i içtimaiyede ehl-i namusun malı ve ırzı ve zaif ve ihtiyarların hayatı ve haysiyeti tehlikede kalır. (asayı musa)

Ülkemizin başına musallat olan terör belası kardeşi kardeşe kırdırma batılın birer eseri. Öldürülen ve şehit olanlar. Terörle mücadele, harcanan milyarlarca dolar, Peki başarı sağlandı denilebilir mi?

Hırsızlık, tecavuz, şiddet… kısaca gençlerin bulaştığı terör olarak değerlendirilmeyen binlerce olaylar. İmanı değerleri gençlere öğretmeden, süre gelen metot ile mücadele devam ettiği müddetçe başarı sağlanacak mı?

Batılın hakka karşı taarruza geçtiği ve maddi başarılar elde ettiği çetin bir dönemde yaşıyoruz.

“Aziz kardeşlerim! Ecnebi parmağıyla idare edilen zındika komiteleri, İslamiyeti imha için, İslam memleketinde, bilhassa Türkiye’de, öyle desisler entirikalar çevirmişler, haince dolaplar döndürmüşler, hunharane ve iğfalata bulunmuşlar; iblisane, sinsi metodlar takip etmişler ve kardeşi kardeşe çarpıtmışlar ve öyle aldatıcı yalan propogandalar ve yaygaralar yapmışlar, fitne ve fesad ve tefrika tohumları saçmışlardır ki; bunlar İslam’ın bünyesinde derin rahneler açmış ve büyük tahribatlar yapmıştır. (Sözler 722 Konferans 53-54)

Peki tehlike geçmiş midir? Küfür cephesinin saldırıları püskürtülmüşmüdür?

Ülkemizdeki batı menşeli (Robert, Amarika, İngiliz) okullarının revaçta olmaları, okullardaki karma eğitimin devam etmesi, kültür ve eğlencenin çoğunluğunu dinden uzak olmaları ve his ve hevasatı tahrik edici, özendirici yayınların çokluğu, eğitim kurumlarında ehil kişiler tarafından imanı-i esasları öğrencilere anlatacak kişi ve müfredatın olmayışı, bizleri ümitsizliğe sevk etmiştir.

Yine İslamın çok önem verdiği ve Kur’anda sıkça değindiği; İnsafsızlık, yalancılık, hırs, israf, fuhuş, hıyanet, gıybet… gibi şiddetli biçimde takbih edip rezaletin en büyüğü gördüğü bu tür davranışların giderek artması ayrı bir dert olmuştur.

Hüsn-ü niyet sahibi olmak, başkalarına iyilik yapmak, iffet, haya, müsamaha, sabır ve tahammül, iktisad, doğruluk, istikamet, cömertlik, sulh-perverlik, hakperestlik, her şeyden fazla Cenab-ı Hakka’a itimad ve tevekkül, Allah’a itaat…Müslümanların hakiki iman esaslarının toplumda azalması ayrıca düşünülmesi gereken bir konu olmalıdır.

Ustad bediüüzaman:

“Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanmaz, çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cem’iyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. (tarihçe-i hayat 628 İsparta hayatı)

Dinin ibadet kısmını yerine getirip, muamelat kısmını unutan, hırsızlık, dolandırıcılık, insan haklarına önem vermeyen… “Gavurdur, dini onun olsun ancak Müslümanlardan iyidir” dedirten nice hacı ve hoca…

Bedi-ü zzaman:

“Birincisi: Akibeti görmeyen, bir dirhem hazır lezetti, ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye, akıl ve fikre galebe ettiğinden ehl-i sefahati sefahetinden kurtarmanın çare-i yeganesi; aynı lezzetinde elemini gösterip hissini mağlup etmektir. Ve

يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاٰخِرَةِ

bildiği halde, dünyevi kırılacak şişe parçalarını ona tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tabi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yeganesi, dünyada dahi cehennem azabını ve elemlerini göstermekle olur ki Risale-i Nur o meslekten gidiyor.

Yoksa bu zamanki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalaletin ve sefahetten gelen tiryakiliğin inadı karşısında Cenab-ı Hakkı’ı tanıtırdık tan sonra ve Cehennem’in vücudunu isbat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyiattan vazgeçirmek; ondan, belki yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da “Cenab-ı hak Gafur-ur Rahim’dır, hem Cehennem pek uzaktır” der, sefahetine devam edebilir. Kalbi, huyu hissiyatına mağlup olur. (Hizmet rehberi)

İnşaAllah devamında ehli küfrün bu büyük taarruzuna karşı nasıl mukavemet edilmesi gerektiği risale-i nur dersleri ile izah etmeye çalışacağım.

DUA VE SELAMLARLA.