Hayâ Ve Dinimiz

0
  1. Haya veya utanma saygının gereği, İnsan haklarının ve İmanın bir parçasıdır.

    Haya, insanlık tarihi ile başlamış ve insan var oldukça da varlığını sürdürecektir.
    Toplumlar için zaman, mekan, gelenek, anane… farklı olsa da haya en önemli kriter olmuştur.
    Ticarette, komşulukta, akrabalık bağında, toplumsal ve daha nice ilişkilerde haya belirleyici olmuş ve kabul görmüştür.
    Zaman içinde oluşan toplumlar, kabileler, aşiretler ve kavimler, dini değerlerden uzak kalmışlarsa da, kendilerine uygun haya, utanma ve edep kurallarını oluşturmuşlardır.
    İslam dini de kendine özgü haya anlayışı vardır. Bu anlayış, vahiy vasıtası ile Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme öğretilmiş. O da uyulması, yapılması gerekenleri, helal, sevap, farz, sünnet ve benzeri caiz dediğimiz kuralları Müslümanlara öğretmiştir.
    Zürkani, haya nın lugatta hayat kelimesinden geldiğini ve “Kalp, Allah’a imanla hayat bulup canlanırsa, ondan haya da artar.” demiş ve devamında “Görmez misin, utangaç kimse, utandığı vakit terler. Onun teri, ruhta coşan haya nın hararetinden ileri gelir. Haya nın coşmasından ruh feveran ederek cesedin ve bilhassa alnın terlemesine sebep olur… Zira İslam nefsin teslimiyetidir. Din, zaten nefsin boyun eğmesi ve inkiyatıdır. İşte bu sebeple haya İslam’ın ahlakı olmuştur. Müslüman adeta, fıtri bir şekilde, mütevazi ve haya sahibidir. (Kut, Sit. Haya)
    Peygamberimiz salallahu aleyhi ve sellemde “haya; imanın bir parçası olduğunu, haya sı olmayanın imanı da olmayacağını” söylemiştir.
    Yüce Allah; Hayvanları kılları, tüyleri veya derileri ile meyve, sebze vb. de kabukları ile örterken, karşı cins arasındaki cinsel ilişkileri de belli zaman bırakarak haya ve edeplerini muhafaza altına almıştır. Hatta bazı hayvanlar tek koca ile ilişkiye girme (leylekler) ve neslini devam ettirmede çok hassas davrandığı da ayrı bir gerçektir.
    Yüce Allah, imtihan için dünyaya gönderdiği insan oğluna, edep, haya ve utanma duygularını vermiş ve gereği içinde insanı sorumlu tutmuştur.
    İslam’a göre haya nın içinde yer alan ve özellikle karşı cinsler arasındaki ilişkileri, giyimi, kuşamı ve konuşmalarının nasıl olacağını, açık ve net biçimde belirtilmiştir.
    Kişi bu kurallara uymaz, umursamaz, değer vermez, zamane ve moda deyip, “herkes böyle yapıyor” der kendisi de öyle yapar ve tövbe etmeden ölürse (Ki mutlaka her nefis ölecek) gideceği yer cehennem dir. İçeceği, erimiş katran ve irin, giyeceği cehennem alevi, yiyeceği zakkum, barınacağı ateş ve zemherir, zamanları ise her dem zebanilerin işkenceleri ile geçecektir.
    Yardımcıları, dostları, ölüm, bayılma ve ya kendilerine acıyanlar olmayacak, binlerce defa pişmanlık da fayda vermeyecektir.
    İşiteceği en güzel kelime “Sıktır ol” o da şimşeğin gürleme sinden daha şiddetli olacaktır.
    Dini değerlere önem verip, haya ve edeple yaşayanlarla eğlenip, aşağılayıcı sözlerle (gerici, yobaz, çağ dışı) alaya alıp güldükleri içinde ahirette “Son gülen iyi güler”misali onlarla eğlenme sırası ehli imanın olacaktır.
    İbnu Mesud radiyallahu anh anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam: “Allah’tan hakkıyla haya edin!” buyurdular. Biz: “Ey Allah’ın Resulü, elhemdulillah, biz Allah’tan haya ediyoruz” dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya)değil. Allah’tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdığını, batnı ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve topraktan çürümeyi hatırlamadır. Kim ahireti isterse dünya hayatını terk etmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla haya etmiş olur.” (Tirmizi, Kıyamet 25)
    Resulullal sallallahu alyehi ve sellem, kişi dinleyip, görüp öğrendiğinden, yeyip içtiğine kadar her şeyin Allah’ın rızası uygun olmasına dikkat etmesidir, gerçek haya budur.
    Beyzavı der ki: “Allah’tan hakkıyla haya sizin zan ettiğiniz şey değildir. Bilakis o, kişinin nefsini bütün organlarıyla Allah’ın razı olmayacağı fiil ve sözlerden korumasıdır.”
    Zeyd İbnu Talha İbnu Rükane (ra) anlatıyor: “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır. İslamın ahlakı haya dır.” (muvata, Hüsnü’l-Hulk 9)
    Günümüz nice Müslümanların bazıları; örtünmesi gereken yerleri örtmemekte, başını örtüp kıçını açmakta, elbise giydiğinde tüm vücut hatları gözükmekte, yürürken kıvırmakta, insanların dikkatını celp etmek için kokular sürmekte, namahremin elini tutmakta, öpmekte, düğünlerde herkesin içinde oynamakta… ve daha nice davranışlarıyla İslamın haya kurallarının dışına çıkmakta, moda ve çevresindeki insanları kendine örnek almaktadır.
    Moda ve özentiler, dinin yerini almış, erkek/kadın bir kısmı modaya uymak uğruna, dinin öngördüğü haya ve edepten uzak durur olmuşlardır.
    Hele bir kısım kendini dindar kabul edenler ise kendilerine göre bir haya anlayışını geliştirmiş, Kur’an ve Hadise uygun olmayan bu yeni moda ve yaşam tarzı da İslama mal eder olmuşlardır.
    Hep dedik ve yine diyeceğiz Din; Allah tarafından vahi vasıtası ile Hz. Muhammed salallahu aleyhi veselleme gönderilmiş, tam ve eksiksizdir. Ona ne ilaveler yapabilir ne de eksiltebiliriz, ne ise o dur.
    DUA VE SELAMLARLA.