HAYBER HATIRLATMASI; AYASOFYA ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN

0

 

Tarihsel süreçte hep ilgi odağı olmuş bir beldedir Kudüs. Üç semavi Dinin gözdesi, insanlığın ortak mirası bu belde sükuneti, barışı ve adaleti sadece Müslümanların yönetimindeki dönemlerinde yaşamıştır. Gündemin sıcaklığı bu konudaki tarihsel detaylara girmemize engeldir. Bununla birlikte; 400 yıllık adalet ve sekinet döneminin yüz yıl önce sona ermesi ile başlayan süreç, insanlık tarihinin en utanç verici asrında bulunmanın bedbahtlığını bize yaşattı.

Utanç verici zira ümmetin son sancağı Osmanlı, yere düştükten, Ümmet param parça olduktan sonra, yaşadığımız zilletten utanmayacak bir vicdanı taşımak mümkün müdür? Mahremlerine, mabedlerine, harim-i ismetlerine el uzatılmış, göz konulmuş bu Ümmet utanmasın da ne yapsın. Her bir karış toprağından çekilmek zorunda kalmış, Medine ve Beytil Makdis’in düşmesi, Balfour Deklerasyonu (1917) ve kendi elleri ile yaptıkları mel’anetler nedeni ile lanetlenmiş Yahudi sürüsünün Kudüs’e üşüşmeye başlaması bizi utandırmayacaksa ne utandıracaktır?

Doğrusu insanlık tarihi boyunca topyekun kötülükle anılan başka bir topluluk var mı bilmiyorum ama bu konuda ilk sırayı Yahudilerin aldığı kesindir. Kur’an-ı Kerim, bu konuda sayısız örneği bizlere sunmaktadır. Biraz kulak vermemiz halinde bizlere anlatacak olan yüce Kitabı dinlemeyişimiz zilletimizin baş nedenidir zaten.

Fesadın kaynağı, ihanetin merkezi olan bu topluluk; haksızlığı hak, suçluluğu marifet saymaktan keyif alan bir psikopatalojiyi büyütmekten de çekinmemektedir. Gücünü kendinden değil, ümmetin zilletinden alan bu topluluk tüm dünyanın başına bela olmaktan da hiç çekinmemektedir.

Bu değerlendirmelerden dolayı kimsenin “gereksiz”hoş görü nasihatlerini çekecek durumda olmadığımı belirterek; hangi şart ve ortamda olursam olayım vazgeçmeyeceğim bazı ilkelerimi zikretmek isterim.

Şöyle ki; Yahudi’nin Dini ile bir sorunum yoktur. Sadece kutsalımdan ve toprağımdan elini ve gözünü çeksin yeter. Yani benim sorunum, onun inanç dünyasına dönük değil, kendine ait olmayana gösterdiği gözü kara hırsınadır.

Anlamayan için bir de şöyle söyleyeyim; “Yahudi Yahudi olduğu için düşmanım değildir”. Amma “Siyonist Yahudinin” gölgesi dahi dostum olamaz. Benim Kitabım ve peygamberim bu konudaki sınırlarımı belirlemiştir. Bu inançtan beslenen tarihimiz de buna en büyük şahittir.

Özellikle Siyonist Yahudi devleti İsrail’in kurulması ile iyice şımaran bu güruh, evlerini gasp ettiği, Sabra ve Şatillada katlettiği, “Mescidini” yakmaktan çekinmediği, altını tünellerle oyduğu Müslüman Filistin’de insanlık tarihinin en bozguncu kavmi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Dolayısı ile Yahudiliğin vahşi Siyasi yüzü olan Siyonizmin karşısında durmak, İslami olduğu kadar İnsani ve Vicdani bir meseledir.

Bütün bunların yanında Kudüs, kaynağını son Kitab Kur’an’dan alan özel bir konuma sahiptir. Dert edineni yükselten (Miraç basamağı) Kutsalın adıdır KUDÜS. Rabbimin etrafını Mübarek kıldığı bereketin menba’ıdır. Namusumuz, ırzımız, anamız, vatanımız, kız kardeşimiz, yiğidimiz evimizdir Kudüs.

Kudüs’e sahip çıkmak bunlara ve daha fazlasına ve dahi Ümmete sahip çıkmaktır. Gönlümüz ister ki, ufkumuz Kudüs, yolumuz özgürlük olsun

Kudüs hepimizin sorumluluk payındadır!

Dolayısı ile; Kudüs konusunda sadece Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN konuşunca, yada Kudüs konusunda ERDOĞAN’ı eleştirince sorunun çözülmediğini, bunun işin kolayına kaçmak olduğunu da görmemiz gerekiyor.

Tamam, Trump iktidarda kalabilmek için son şansının Yahudi lobisinin desteğini almak olduğunu düşünüyor. Görünen o ki, Kudüs’ün İşgalci İsrail’in Başkenti olarak tanınması adımı bundandır. Bu onun/onların adımıdır.

Ya bizim Kudüs adımımız ne olmalı?

Bir adım atacaksak öncelikle bilmemiz gereken husus; Kudüs’ün bizim için bir mihenk taşı olduğudur. Çünkü; Kudüs duyarlılığımızdaki zayıflama, Müslümanlığımızdaki zayıflamayı gösterir.

Daha ölmedik!

Kudüs başımızın üstündedir. Onu İşgalci İsrail’in başkenti yapacak başlar ümmetin ayakları altındadır.  Nicedir; Kudüs uğrunda savaşmaz olmanın zilletinden kurtulmak için hazır duran bir ümmeti kimse korkutamaz.

Anlaşılan bize yeni bir Hayber Ruhu lazım!

Siyoniste Hayber yaşatmanın yolunu bulmak lazım. Ancak o zaman bu eşkiyaya dur denebilir belki. Evet, kabul! ben duygusalım. Devlet büyüklerim Trump’un yaptığı bu hamlenin, Ortadoğu’da oluşturulmak istenen yeni yapılara hizmet eden ayağını, Ümmetin bağrına saplanacak en büyük hançer Kâbe savaşı ihtimalini ve diğer devlet aklı gerektiren hususları realist olarak düşünsün ve tedbir alsın. Bu realizmi düşünürken Siyonistlerin akıla değil “inanca” dayalı hamleler yaptıklarını da unutmadan ama.

 

Bununla birlikte; bu ümmetin yüreği de hızlıca biraz soğumak ister. Eğer Siyoniste Hayberi biraz olsun hatırlatacaksa ödenecek bütün bedellere rağmen Kürecik kapatılsa, İncirliğin kapısına kilit vurulsa, Ayasofya’nın kapıları ardına kadar açılsa değmez mi?

Değer, değer! Allah bilir ya bu konuda alınacak kararlar için ödenecek hiçbir bedele hayır demeyecek bir atmosfer önümüzde iken daha ne duruyoruz.

Kudüs İslam’ındır. Kudüs Namusumuzdur. Kudüs bizimdir. Kudüs onurumuzdur. Filistin bir bütündür.

Özgür Filistin ve Kudüs duamız olsun!

Vesselam!

 

https://osmanhazirhayatadair.blogspot.com.tr/

 

Osman HAZIR

06.12.2017

Mersin

 

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın