Kamuoyu.org

Türker İnanoğlu: Cüneyt Arkın’a İran’da tapıyorlardı

Türker İnanoğlu: Cüneyt Arkın’a İran’da tapıyorlardı
  • MEDYA MAGAZİN
  • 03 Nisan 2018
  • Türker İnanoğlu: Cüneyt Arkın’a İran’da tapıyorlardı için yorumlar kapalı
  • 130 KEZ OKUNDU


‘Bay Sinema’ lakaplı , kitabı için yıllardır peşine düştüğü kayıp film afişlerini sıkıyönetim döneminin sansür depolarında buldu. “Bizde koleksiyoner çok az. Sansür arşivi uygulamaları böyle bir işe yaradı” dedi ve ekledi: “Cüneyt’e İran’da tapıyorlardı”


‘Bay Sinema’ lakaplı Türker İnanoğlu, HT Magazin’den Bülent İpek’in sorularını yanıtladı.

Türker İnanoğlu, bildiğimiz duayen yapımcı olarak profesyonel hayatına devam ediyor. Ama bir yandan da sinema sevdalısı bir gencin enerjisiyle film afişleri, sinema cihazları ve kitapları toplamaya devam eden amatör bir meslek sevdalısı. Sinema cihaz ve materyalleri için müze, kitapları için kütüphane açıp meraklılarının hizmetine çok önceden sundu. Şimdi de topladığı film afişlerini iki ciltlik dev bir kitapta bir araya getirdi. İlkini daha önce yayınladığı kitabın yeni sürümünde 8 bini aşkın afiş var. Yıllardır aradığı kayıp afişleri ise, 12 Eylül döneminde yedişer nüshası saklanan sansür kurulunun depolarında bulmuş.

‘Başlangıcından Bugüne 1914-2018 Afişlerle Türk Sineması’ adlı kitabınızda neler var?

Kitap iki cilt, 2420 sayfa. İçinde Türk sinemasına ait 8104 adet afiş var. Yıllar önce çıkardığım, ‘5555 Afişle Türk Sineması’ adlı kitabımı fazlasıyla genişlettim. Bu kitaptan sonra 1000’den fazla film yapıldı. Türkiye’de çekilen tüm yabancı filmlerin afişlerini de ekledik. Sinema tarihimizin büyük bir parçası oldu.

Yıllardır aradığınız afişleri nasıl buldunuz?

Türkiye’de afiş toplamanın zorlukları neler? Afiş toplamanın en büyük zorluğu, ülkede koleksiyonerin az olması. Neyse ki sıkı yönetim dönemindeki sansür uygulamaları bir hayra yol açtı. Kayıp afişleri o sayede buldum. Eskiden Türk filmlerinde polisiye sansür varken her filmi yaptığımızda 4 nüsha senaryo ve 7 tane afiş verme mecburiyeti vardı. O dönemki bu sansür kuralı sayesinde kültürel hayatımızı arşivde tutmuş olduk.

Bu çıkardığınız kitabı ilerleyen yıllarda zenginleştirmeyi düşünür müsünüz?

Allah ömür verirse ki tahmin etmiyorum, 10 yıl daha yaşarsam bunu biraz daha zenginleştiririm. Olası çıkaracağım o kitapta, sinemaya adım attığım günden bu yana setlerde yaşadığım komik diyalogları kaleme alacağım. Neşeli bir kitap olacaktır.

‘Kızımı benim işim doyurmaz’

62 yıllık yapımcılık ve yönetmenlik hayatınızda içinizde ukde kalan bir şey var mı?

Neredeyse yok, istediklerimi yaptım. Beceremediklerimde de hiç ısrar etmedim. Günümüzde, faaliyetini aralıksız sürdüren Türkiye’de kurulmuş film şirketlerinin en uzun ömürlüsüyüm. Ertem Eğilmez rahmetli olduktan sonra oğlu iki film yaptı ama devam ettiremedi.

İşlerinizi ABD’de yaşayan kızınız Zeynep İnanoğlu devam ettirebilir mi? Ya da gazeteci damadınız Cüneyt Özdemir?

Kızım Amerika’da ilimle ilgileniyor. Kızımı benim işim hiç doyurmaz, tatmin etmez. Şu an Türkiye’de çalışmayı da düşünmüyor. Ama tabii vakfın yönetim kurulunda üye olarak yer alıyor.

Vakfınızın, müzenin, gösteri merkezinin ve şirketlerinizin geleceğiyle ilgili plan yaptınız mı?

Ben olmasam da işler yürür. Üniversitelerden vakfa 1-2 kişiyi alacağım. Vakıf yaşayacak. Daha emelim var ama onlar sürpriz

‘ABD’DE SAĞLIK ÇEVREMİZ OLUŞTU’

Yakın dönemde ABD’de ameliyat oldunuz. Şu anki sağlık durumunuz nasıl?

Yıllar önce akciğerden kanser illeti bulaşmıştı. Bu tam 8 yıl sonra yeniden tekrar etti. O süreçte yüzümde çeşitli kırmızılıklar oluşmuştu ama şimdi çok iyiyim. İnşallah, o zararlı hücreler temizlenmiştir.

Kilometrelerce uzağa gitmenize değdi öyleyse?

Evet ama ben buna alışığım zaten. 1986 yılından bu yana New York’a gidip geliyorum. Bugüne kadar kalp ve aort damarı başta olmak üzere orada altı büyük ameliyat geçirdim. Bu nedenle orada bir sağlık çevremiz oluştu.

Nasıl oldu?

1980’li yıllarda Turgut Özal’ın konuştuğu, ‘İcraatın İçinden’ programının yapımcısıydım. Özal ile diyaloğumuz iyiydi. O yıllarda rahmetli Özal, oraya ameliyat olmaya gittiğinde ben de moral vermeye yanında gitmiştim. O yıllarda sağlık çevresi edindim.



Türker İnanoğlu –  Bülent İpek

TÜRKİYE’Yİ VİDEOYLA TANIŞTIRDI

Sinemamızı yeni teknolojilerle tanıştırmışsınız hep. Şimdiki çağı yakaladığınızı düşünüyor musunuz?

Tepeden tırnağa her şeyi yakaladım. 10 bin saatin üzerinde TV programı, 400 küsür bölüm dizi ve 280 tane sinema filmi var. Bu arşiv öğrencilere de tamamen açık. Videoyu Türkiye’ye getiren de benim.

Türkiye’yi videoyla tanıştırma süreciniz nasıl oldu?

1970’lerin sonunda Cannes’da fuarda görüp ülkeme getirmeye karar verdim. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ne gittim. Yılmaz Büyükerşen ve Emre Dağdeviren ile görüşüp teknik destek aldım. Bu sistemin patlayacağını hissettim. O zamanlar Türkiye’den para transferi yapılamadığı için bu makinelerin Japonya’dan ithalatını Devlet Planlama Teşkilatı’nın başındayken rahmetli Turgut Özal’ın desteğiyle gerçekleştirebildik. ‘Ulusal video’ adlı şirketimi kurdum. Tam 1860 tane bayisi vardı. Bir insan başka ne ister ki?

‘CÜNEYT’E İRAN’DA TAPIYORLARDI’

Sizin de kayıp filmleriniz var mı?

Maalesef var. İran ile iki tane ortak film yaptığımız dönemde orada ihtilal oldu ve orjinalleri orada kaldı. Filmlerin adı ‘İki Esir ve ‘Melikşah’ idi. ve Filiz Akın rol almıştı. 1980’lerde hem İran hem de İtalya ile kültür alışverişi çok yoğundu. Maalesef ’ın iki filmi esir! O yıllarda özellikle İran sinemasında Cüneyt’e tapıyorlardı resmen ama olmadı.

Cüneyt Arkın o dönemde neden dünyaya açılamadı sizce?

1973 yılında İtalya’da ‘KüçükKovboy’ adlı filmin kadrosunda Cüneyt Arkın’ın da olduğu bir film çekmiştim. Cüneyt’in namı orada fazlasıyla yürüdü, sete yapımcılar doluştu. Hatta lisan öğrenmek için İtalya’da kalacaktı. Ancak orada tanıştığı yabancı bir aktristle barda kavga edince kalamadı.

Neden İtalya’da kalamadı?

O dönem alkol bağımlılığı vardı. Barda o aktrist kıza yumruk attıktan sonra karakola düşmüş ve ‘sarhoş’ diye mimlenmiş. Cüneyt, eşi Betül’ün hakkını ödeyemez. Biz ona sonra Londra’dan alkolü unutturan özel bir ilaç bulduk. O ilacı üç yıl boyunca yemeğine, içtiği sıvı gıdalara haberi olmadan attık. O sayede alkolden kurtuldu.

Yeni sinemacılar Yeşilçam’ın mirasına sahip çıkmıyor mu?

Yeşilçam’ın mirasını kullanmadılar. Günümüz sineması ile Yeşilçam arasında bir kopukluk oldu aslında. 1990’lar ile 2005 arası Türk sineması çok kötüydü. Yapımcılar bile ne çektiklerini bilmiyorlardı. Şimdi gelen yeni nesil, başarılı bence. Azmedip sabretmek gerekiyor. Bir de genç starlar da hayli fazla sayıda.

Yeni starlara ne tavsiye edersiniz?

Onları çok tanımıyorum. Çok kazanıyorlar. Söyleyeceğim şu: Daha çok para kazanmak, daha iyi işler için teşvik etmeli. Ama para bir kısmını bozuyor, yolundan saptırıyor. Biz sinemaya başladığımızda dünyanın gerisindeki eski sistemi kullanıyorduk. Şimdi Amerika’da hangi teknik varsa onunla çalışıyorlar. O yıllarda imkân yoktu ama ruh vardı. O zaman filmler 20 salonda gösterilirken şimdi 300 salonda gösteriliyor. O eski ruh Yeşilçam’ı ve Türk sinemasını doğurdu. O ruha sahip çıkmak gerekli.

Türker İnanoğlu, topladığı 8104 film afişini ‘Başlangıcından bugüne 1914-2018 Afişlerle Türk Sineması’ adlı iki ciltlik kitapta yayınladı.

 

 

Kaynak: HaberTürk

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ